8 Eylül 2010, Çarşamba
39 Kişi Onlaynn
Ara
Cadı - Profil - Cadıtör
İstanbul Anadolu
Üstün Başarılarım
resim(ler) büyütmek için tıklayın
Cadı - Blog - Cadılar, cadılık ve davaları-1

Cadı - Blog



Cadılar, cadılık ve davaları-1

26.03.2009 17:31
CADI kavramının tarihsel serüveni üzerine bir kuple bilgi kırıntısının fena olmayacağını ve bu konuya referans vermek isteyen cadılar için ön/yol açıcı olacağını düşünerek, bu kırıntıları üşenmeden hem de biz cadınlar için biraraya getiren erkek cinsinden arkadaşımın derlemesini sunar selamet dilerim/derim.
 
Cadılık kavramının tarihsel kökenlerine indiğimizde bu kavramı doğaüstü güçleri olan kadınlar olarak görmenin sınırlılığı ortaya çıkar. Bugünün insanının zihnindeki imge tarihte cadıların doğaüstü güçlerden yararlanarak insanlara ya da mala mülke zarar verdiğidir. Oysa, cadı olarak adlandırılan kimseler, eski zamanlarda doğal bitkiler ve kökler kullanarak hastalıkları iyileştirmede başarılı, özel bilgi sahibi insanlardı. Bu çağdaş tıp biliminin ve tedavi edici ilaçların yaygın olarak kullanılmasından çok daha önceydi. Çoğunluk kadın olan cadılar gizli bilgileri, genellikle anadan kıza olmak üzere, kuşaktan kuşağa aktarırlardı. Dünyada bugün de, binlerce yıllık bilgi birikiminden yararlanarak hasta insan ve hayvanları iyileştirmede “hünerli” kimseler vardır.
 
Cadılığın Tarihi
 
16. Yüzyıl hukukçusu Jean Bodin’e göre dinin ve ahlakın reddi evrensel ve eskidir. Bu açıdan antik dünyanın cadılarıyla 16.yüzyıl cadıları aslında birbirlerinden çok farklı değildir. İyi ve kötü ruh arasındaki farklılığı bilen, kendi çocuklarını kurban etmekle kalmayıp, ayrıca şehvet düşkünlüğü ve cinsel sapıklık içinde bulunanlar putperest olmakla birlikte cadıdır da (Midelfort, 1924: 190). Bodin’e göre cadılık ateizmdir; ateizm ise en büyük suç ve günahtır. Cadı şeytani araçlar yardımıyla bir şeyi denetlemeye ve yürütmeye “bilinçli” olarak çalışan kimsedir. Bilinçli olması hukuksal olarak cadılığa yargı yolunu açar. J. Bodin’in bu düşüncesine karşı William Perkins cadılığın evrensel olarak varolmadığını, fakat anti-Hıristiyan karaktere sahip olduğunu; vaftizi reddetmeyi ve dinden dönmeyi içerdiğini ileri sürüyordu (Midelfort, 1924: 191). Bu anlamda cadılık yalnızca Hıristiyanlıkta mümkün olabilirdi ve sadece bir Hıristiyan cadı olabilirdi.
 
1484’de Papa Innocent VIII, kendi kurtuluşlarına aldırmaksızın katolik inançtan saparak şeytana teslim olanları cadı ilan ederken kafasında bu düşünce vardı. Kilise, kendisinden farklı olanları hazmedemeyecek/kabul edemeyecek ve onları engellemenin ve cezalandırmanın yollarını arayacaktır.
 
16. yüzyılda diğer bir yaklaşım ise cadılığın büyüsel suçlarını değil, neden olduklarını düşündükleri gerçek zararları vurguluyordu. Yani cadılığın günahtan çok (şeytanla işbirliği yapması ve ona tapması vb.) suç tarafı önemliydi. 1604’de, İngiltere’de James I yasalarda yaptığı düzenlemeyle cadılık yoluyla birine ya da malına zarar vermeye ölüm cezası getiriyordu (Midelfort, 1924: 193). Bir İngiliz için cadının yaralama ya da cinayet gücü ve yeteneği asıl tehdit idi. Ama eğer zarar vermiyorsa cadıyı öldürmeye gerek yoktu. Almanya’da ise kara büyünün cezası doğal büyüden daha fazlaydı. İlginç olması bakımından burada kısaca kaydetmekle geçiyoruz: 1489’da Malleus Meleficarum, Cadı avcılarının el kitabı olan “Cadıların Çekici”nde, sol omuzda şeytan işareti anlamına gelen bir yarayı, sürekli beslenen bir hayvanı (kuş, kedi, vb.) uzun kızıl saç cadılığın bir işareti olarak gösterilir.
 
Ortaçağın ikinci yarısında, 14. yüzyılın sonlarına doğru doğu Avrupa’da cadı sözcüğünün anlamı epeyce değişti. O sırada Avrupa, nüfusun dörtte birinin ölümüne neden olan korkunç Kara Ölümün (veba) sarsıntısı içindeydi. Dehşete kapılan insanlar Kutsal Kitap’ta sözü edilen kıyamet gününün yaklaştığı kanısındaydı. Yoksullar, kilise ve soyluların baskısından kurtularak Hıristiyanlık ile daha eski gelenekleri kaynaştıracak yeni topluluklar oluşturmaya çalışıyorlardı. Devletin ve kilisenin bu girişimlere karşı tepkisi acımasız oldu. Kendilerine karşı gelen ya da kendilerinden farklı düşünenleri yakalayarak işkenceyle öldürdüler. Bu kişilere “kafir” dendi.
 
Cadı avcılığı
 
Kafir olarak adlandırılan insanlar ortadan kaldırıldıktan sonra, kilise ve devlet gizli bilgi sahibi olduklarını varsaydığı cadıları baş düşman ilan etti. Cadılarla birlikte tüm kafirleri ortadan kaldırmak amacıyla, Engizisyon adı verilen, kiliseye bağlı bir mahkeme kuruldu. Dönemin en bilge kişileri sayılan bazı rahip ve din adamları cadıların işledikleri ileri sürülen korkunç bir liste hazırladılar. Bu listede cadıların şeytanla anlaşma yaparak ruhlarını satmak pahasına doğaüstü güçler kazandıkları; şeytanın törenlerine katılmak için süpürgelerine binip uçtukları; şeytanın buyruğuyla bebekleri çiğ çiğ yedikleri gibi akıl almaz suçlamalar yer alıyordu.
 
Yakalanan cadılara acımasızca işkence yapılıyordu. Hepsi de kadın olan bu cadıların din adamlarının öne sürdüğü kötülükleri üstlenmelerine ve şeytanla işbirliği içinde olduklarını itiraf etmelerine şaşmamak gerekir; çünkü itiraf acı çekmekten kurtulmanın tek yoluydu.
 
Cadıların yok edilmesi Roma Katolik Kilisesi’nce yönetilen bölgelerden Avrupa’nın orta ve kuzeybatısındaki Protestan ülkelere ve daha sonra Amerika kıtasına da yayıldı. İngiltere’de cadı avcılığı 17. yüzyılın ortalarında iyice yoğunlaştı.
 
Bu dönemde Oliver Cromwell, Matthew Hopkins adında bir generali cadıları yakalamakla görevlendirdi. Yüzlerce talihsiz kadın cadılıkla suçlanarak öldürüldü. Cadıların yakalanıp öldürülmesi 18. yüzyıl ortalarına kadar İskoçya’da sürdü. ABD’de 1692’de Massachusets eyaletindeki Salem’de bir çok kişi cadılık suçuyla yargılanarak asıldı. Bu cadı avlama çılgınlığı zamanla azaldı. Bunun bir nedeni de insanların cadılığa ilişkin inançlarını yıkan çağdaş bilimin gelişmesiydi.
 
Yorumlar
Cadı - Profil - da rende
da rende  27.06.2009 15:42
din zırvaları işte kimseye faydası olduğunu da görmedim şimdiye dek.

Sivas kangalBilgi teknolojisi