Ben her sabah zenci kıvırcığı ile Tina Turner kırması saçlarımı aynanın karşısına geçip bir oraya bir buraya savuran bir insanım. Gerçi savrulmuyorlar o ayrı mesele… Saçlarımın hepsi sürekli bir yöne bakıyor; yukarıya! Jölenin tamamını kafama mı boşaltsam, yoksa yıkayıp kurutsam da bir kez daha şansımı mı denesem ya da üşenmesem de kuaföre mi gitsem diye yaklaşık bir saat kadar düşünüyorum. Sonuç hep aynı, kafamda fazla sayıda bulunan saçları bir sürü minik toka ile bir yerlere tutturup, uyduruktan bir topuz yapıp çıkıyorum… Lise yıllarından beri o sevimsiz kelebek gibi tokalardan kurtulamadım. Eskiden mandal şeklinde büyükleri vardı, serpil Çakmaklı, Sibel Can, Hülya Avşar gibi büyük Türk kadınları saçlarına takardı. Sonra o mandalların küçüklerini icat etti akıllının biri, herhalde ilk satan da köşeyi çoktan dönmüştür.
Kadın olmak zordur işte…Oradan çok kolay görünüyor olabilir.
Babam sabahları beri gördüğünde hep sorar; “Kuaförün kim?” Saçlarımın kimin elinden çıktığı gerçekten merak edilir… Böyle bir saçı, öyle bir topuzu, bu felaketi kim yaratmış olabilir, bunun cevabı hep merak edilir… Zaten kuaförüm de dükkanından her içeri girişimi şenlikle kutlamıyor ve saçlarımı uzatmamam için gözümün içine bakıyor. Ben de uzatıyorum, inat işte!
“Kadın olmak çok zor” dedim geçen gün… Hep derim bunu zordur bu dünyada kadın olmak. Kısmet başka bir gezegene… Ben öyle deyiverince, ortamdaki erkeklerden biri de “ Hadi canım, biz sünnet oluyoruz!” dedi. Her sabah mı oluyorsunuz? Her sabah traş bile olmuyorsunuz kiminiz, ama ben her sabah saçlarımı toplamak zorunda kalıyorum. Kadının kendi cüssesi ile yapmak zorunda olduğu diğer faaliyetleri saymaya başlasam baygınlık geçirirler…
Aynanın karşısına geçip kızarım, gülerim, sırıtırım, gülümserim, sinirli sinirli bakarım, kaşlarımı çatarım, dudağımı bükerim… Tüm bunları yaptığımda ne gibi bir şeye benzediğimi göreyim de başkasının yanında ona göre yapayım, yazık insanlara… Ancak mimik işte, öyle ha dedin mi hakim olmuyor. Bir bakmışsın sinirlenmişim, gözlerim birer kahve fincanına dönüşmüş… Çok fena çok!
Kadının her dakika alımlı, güzel ve daha bilumum çekici sıfatı üstünde barındırma zorunluluğu yok mu? İşte bizi mahveden o! Neden erkekler alımlı olmuyor? Onlar olsun! Küfretmeden bir dursunlar bakayım… Nasıl olacak? Her dakika gidip aynaya baksınlar gün içinde, kaç adet sakal fırtlamış yüzlerinden, cımbızla çeksinler çıkanları…
Hep biz hep biz…
Olmuyor böyle…
Bu yazıda böyle…
Başlarım böyle güzelliğe…